‘Oyuncu olmayanların daha çok oynadığını gördüm özel hayatımda’

‘Oyuncu olmayanların daha çok oynadığını gördüm özel hayatımda’

Şükrü Özyıldız’la ilk söyleşilerinden birini yapmıştık. Üzerinden yıllar geçti, o artık bir star. Şu sıralar kariyerini “Gerçekten beni heyecanlandıracak işleri yapacağım noktasında duruyorum ve yaptığım bütün işlerden açıkçası gurur duyuyorum” diye anlatıyor. Çekimlere ara verdiği bir izin gününde buluşuyoruz. Her zamanki gibi çok fit ve o her ne kadar kabul etmese de çok yakışıklı… Etrafına adeta ışık saçıyor. Başlıyoruz muhabbete…

Seninle tekli söyleşimizin üzerinden beş yıl geçmiş…

Beş yıl mı! Buraya sanki dün gelmiş gibiyim (gülüyor).

Nasıl geçti bu beş sene?

Her şey o kadar hızlı akıyor ve hayattaki tecrübelerimizi, bilgilerimizi öyle kullanabilir, bir şeye dönüştürebilir hale geliyoruz ki artık ben dünkü ben değilim. Hele bir hafta önceki hiç değilim. O yüzden beş yıl önceki halimi ancak hayal edebiliyorum. Ama son beş yıl, bir önceki beş yıl gibi zor ve çok dönüştürücü geçti.

Neler değişti?

Hayatta her şeyi anladığını zannediyorsun ama her zaman bir ötesi var. Hiçbir şeyi ‘yüzde 100 bildim’ noktasında olamıyorsun, en büyük farkındalığım bu diyebilirim. Ayrıca biraz daha dinleyici konumuna gelmeyi, gözlemci olmayı, daha az konuşmayı ve az paylaşmayı öğrendim. Bu da beni hayata karşı daha fazla bilgi emebilecek bir noktaya getirdi. Çok fazla kendim olanı dışarıya vermek, çok iddialı konuşmak, “Aa, demek bu böyleymiş” gibi kesin kanılar artık hayatımda yok. Çünkü bir şeye sağdan bakıyorsan, onun bir de soldan, aşağıdan, üstten perspektifleri var. Hayat zannettiğimizin ötesinde bir şey.

Dağ ceylanı mı?

Her zaman çok fit ve formundasın. Kadınlar sana bayılıyor. Hakkında şöyle yorumlar var; ‘Yunan heykeli’, “erkek kelimesinin karşılığı”, “dağ ceylanı”… Sen bunları okuduğunda ya da duyduğunda ne hissediyorsun?

Dağ ceylanı mı (gülüyor)? Bunu okumamıştım. Tabii, hoşuma gidiyor.

Aldığın en ilginç iltifat neydi?

Şu an hatırlamıyorum ama dağ ceylanı dehşet bir şey, kimin söylediğini merak ediyorum (gülüyor).

Bu kadar yakışıklı olmak bir erkek için ne ifade eder?

Kendimi gerçekten öyle çok yakışıklı bulmuyorum. Kendimi birileriyle de kıyaslamıyorum. Gün içinde çok aynaya bakan biri değilim, aynaya bakmayı da çok sevmiyorum. Görsel anlamda kendimle minimum temas etmeye çalışıyorum. O yüzden biri yakışıklı falan dediğinde tamam, mutlu oluyorum ama her şeyden öte; mahcubiyet desen değil, utanmak desen o da değil, tevazu da değil ama biraz o skalada, arada bir duygu hissediyorum. Ve yine teşekkür ediyorum.

Yakışıklı adamları canlandırdıkça sürekli bu tip karakterlerin önüne gelmesi gibi bir durumla karşılaşıyor musun?

Karşılaşıyorum ve bu hiç hoşuma gitmiyor. Bir noktada kırılacaktır. Sonunda bunu senaryosunu yazıp yapımcılığını yaptığım bir işte kırmak zorunda kalacağım. Çünkü fiziksel olarak değişebileceğim, bambaşka yüzümü göstereceğim bir rol istiyorum. Bazı filmleri izlerken bunu ben oynasam, nasıl oynardım dediğim roller oluyor.

Mesela Brendan Fraser çok kilo alarak canlandırdığı karakterle Oscar kazandı. Sen kendini deforme eder misin?

Ederim, zaten ‘Balina’ filminde Brendan Fraser’ın canlandırdığı karakteri görünce “Keşke ben de böyle bir rol oynasam” demiştim.

‘İlk sahneye çıktığımda zangır zangır titriyordum’

Yıllar önce ilk söyleşilerinden birini yapmıştık. Her şey yeni başlıyordu. Şimdi geriye bakınca ne hissediyorsun?

Çok gururlanıyorum, çok hoşuma gidiyor. Ama tabii o zamanki konjonktürle şu zamanki aynı değil. Sektör de bir pandemiden geçti. Yeni normlara herkes adapte olamadı.

O noktada nerede duruyorsun?

‘Gerçekten beni heyecanlandıracak işleri yapacağım’ noktasında duruyorum ve yaptığım bütün işlerden açıkçası gurur duyuyorum. ‘Aşk Taktikleri’ dünyada güzel patlama yaptı, Kerem’i severek oynadım. ‘Ruhun Duymaz’ da küçük muziplikleri, esprileriyle bana çok iyi geldi. Çok heyecanlanarak oynuyorum.

Biraz anlatsana?

Onur, henüz bilinmiyor ama yaralı bir çocuk. Kendini tamamen işine adamış. Biraz ketum ve gizemli başlayıp hiç tahmin edemeyeceğiniz yerlere evrilecek bir yolculuğu var.

‘Alice’ müzikaliyle de üç sezon tiyatro sahnesindeydin…

İlk ‘Kim Korkar Hain Kurttan’ oyununda oynamıştım. İlk sahneye çıktığımda zangır zangır titriyordum. ‘Alice’ müzikaliyse çok başka bir şeydi. Hem bir performans hem bir şov.

‘Bir sene okudum, tüydüm’

Annen Rodoslu, baban Trabzonlu, sen İzmir’de doğuyorsun. İzmirlilik sana ne ifade ediyor?

İzmir’de çocukluk muhteşemdi. Şimdi gittiğimde çok üzülüyorum; göç almış, trafik, gökdelenler…

Hiperaktif bir çocukmuşsun?

Eskiden öyleydim, evet. Çok yaramazmışım. Doktor tanılıydı. Hatta ciddi bir ilaç kullanıyordum, sonra unuttular ilacımı vermeyi, yarıda kesildi.

O dönem galiba müzik tutkun başlıyor…

Evet. Piyanoyla başladım sonra gitara geçtim. Ardından davul, bir ara ney üfledim. Evde davulum ve küçük bir stüdyom var. Eskiden grupla çalıyordum.

İTÜ’de gemi makine mühendisliği bölümüne girmişsin… Hayatında müzik varken nereden çıktı?

Çok yanlış bir tercihti. Okula bir gittim, hayalimdekiyle alakası yok. Orası denizcilik fakültesi, bambaşka bir dünya, askeri nizam falan… 1 sene okudum, tüydüm. Tekrar ÖSS’ye girdim. Ege İşletme ikinci öğretim kazandım. Sonra Müjdat Gezen Sanat Okulu’nda oyunculuk yolculuğum başladı.

Buraya varacağını tahmin eder miydin?

Etmezdim ama hayal edebildiğin kadar gerçeksindir. Hayaller yavaş yavaş yol içinde gelişti.

‘İlk mesajı atamam’

Sen romantik komedilerin prensi misin?

Yani bilmiyorum, öyle görülüyorsam teşekkür ederim, seviyorum o rolleri oynamayı.

Romantik komediyi sevme sebebin ne?

Çok eğlenceli, özel hayatımda da öyleyimdir. Mesela bizim eve gizli kamera koy, tek başımayken saçma mimikler, espriler yapıyorum. Tabii 7/24’e bunu yayman mümkün değil ama en azından bir kısmını alıp seyredilir bir hale getirme fikri eğlenceli geliyor.

Son dönemde hiperaktif, fırlama, çapkın adamları canlandırdın. Ne kadar sensin o karakterler?

Senaryoda karakterin yapmak zorunda olduğu bir şey var, buna biz müdahale edemiyoruz. Onu yaparken uğradığı yolların büyük bir kısmı bana dair şeyler ama, yalan söylemeyeceğim.

Aşkta taktiklere inanır mısın?

Aşkta taktiklerin yapıldığını görüyorum ama bunlara inanmıyorum. Gerçeklerin açığa çıkmak gibi bir huyu vardır derler, böyle oyunların da bir süre sonra patlamak gibi bir huyu var gibi geliyor. O yüzden her zaman iletişimin temizini tercih ediyorum.

‘İlk karşı taraf mesaj yazmalı’ gibi stratejilerin olur mu aşkta?

Bu taktik demek değil. Mesela ben gerçekten ilk mesajı atamam.

Aa, neden?

Karşı tarafı rahatsız etmekten çekinirim. Sonuçta tanımadığın biri, onun hayatının ne durumda olduğunu, sana karşı hislerinin ne olduğunu bilmiyorsun… Tabii bir denge var, eril hamle yapar ama ben karşı taraftan çok net davet almadan o tarafa geçmiyorum.

Son canlandırdığın karakter yalan bir aşk yaşıyor. Sen gerekirse yapabilir misin?

Hayır, yalandan aşk yaşamak gibi bir şey yapamam, yapsam bile sürdüremem.

Oyunculuk yeteneğini hiç aşkta kullandığın oldu mu?

Rica ederim şunu unutun: ‘Oyuncu gerçek hayatta da oynuyor.’ Ben hiçbir zaman böyle bir şey yapmadım. Ama oyuncu olmayanların daha çok oynadığını özel hayatımda gördüm.

‘Tersim pistir’

Bir araç olsan benzinin ne olurdu?

Motivasyonum coşku.

Deli dolu tarafların var mı?

Var, tersim pistir.

Takıntıların var mı?

Beden potansiyelini daha da üst noktalara taşımanın birtakım öğretileri peşindeyim. Aynı zamanda ayurveda master oldum. Kendi ritüelimi, kendi protokolümü oluşturuyorum.

En büyük travman…

Travmalar düzenli olarak tazeleniyor. Tabii çocukluk travmalarına girersen, hepsi şifalandı mı bilmiyorum. Ben travmalarımı sağa sola atmıyor, yüzleşiyorum.

Kova burcusun. Özelliklerini taşır mısın?

Evet, yükselenim de Kova. İnsanlara söylediğimde çok gıcık oluyorlar. Dünyaya tekrardan gelsem yine Kova olmak isterim. Bir kere her şeyi sorgularız, dramatize etmeyiz, çözüm odaklıyızdır. Aynı zamanda eğlence ve özgürlük odaklıyız.

FOTOĞRAFLAR: Muhsin AKGÜN/MASTÜDYO

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir